İKÇÜ’de “Kampüste LÖSEV” Semineri

İKÇÜ’de “Kampüste LÖSEV” Semineri

Lösemili Çocuklar Vakfı İzmir Şubesi ile İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık,Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, Psikolojik Danışmanlık ve  Rehberlik Birimi iş birliği ile düzenlenen “Kampüste LÖSEV” semineri, Hekim Hacı Paşa Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

Semineri, İKÇÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Ertuğrul Deliktaş, Turizm Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Atilla Akbaba, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Birimi Şube Müdürü Servet Kankaya’nın yanı sıra, çok sayıda İKÇÜ personeli izledi.

İzmir LÖSEV Halkla İlişkiler Sorumlusu Burak Korkmaz ile Uzm. Psikiyatrist Dr. Anna Erdoğan, seminere konuşmacı olarak katıldı.

LÖSEV adına bağış toplayanlara dikkat!

LÖSEV’in misyonu ve çalışmaları hakkında katılımcılara bilgiler veren Kurum Sorumlusu Burak Korkmaz, kuruluşlarından bu yana sadece lösemili çocuklar ve kanser hastalarını değil, tüm Türkiye’yi lösemi, kanser ve korunma yolları konularında bilinçlendirdiklerini belirtti. 2015 yılında ise “insanlık ölmesin, insanlar da ölmesin” diyerek Avrupa’nın ilk, ülkemizin en donanımlı Lösemili Çocuklar Kenti ve Multidisipliner Hastanesi LÖSANTE’nin açıldığını vurgulayan Korkmaz, kurum adına para, bağış toplayan dolandırıcılara karşı herkesi uyardı:   “Dolandırıcılar LÖSEV’in ismini çok fazla kullanmaya çalışıyor. Vatandaşların iyi niyetini istismar eden ve çocuklar üzerinden haksız kazanç sağlayan kötü niyetli kişilerle karşılaşabiliyoruz. Biz kesinlikle karşınıza çıkarak bir şey satmayız, para istemeyiz. Biri size gazete, dergi satmaya çalışıyorsa bu kesinlikle LÖSEV yetkilisi değildir. LÖSEV sizden gelen bağışları kabul eder. Karşılığında size üç nüshalı bağış makbuzu verir. Dolandırıcılar ise satış fişi adı altında bir kağıt verir, bu kağıt makbuz yerine geçmez. Halkımız kesinlikle bu kişilere aldanmasınlar. http://www.losev.org.tr/bagis adresini ziyaret ederek lösemili ve kanserli çocuklar ile yetişkin hastalar için tercih ettiğiniz şekilde bağışınızı gerçekleştirebilirsiniz. Aynı adresten LÖSEV gönüllüsü olabilir, çalışmalarımızı Türkiye’nin her köşesinde devam ettirmemize, lösemili çocuklarımızın ve kanser hastalarının sesini duyurmamıza yardımcı olabilirsiniz.”

“Stresle baş etmesini bilmeyenlerin kansere yakalanma riski daha fazla.”

Kanser ile psikolojik faktörler arasındaki bağlantıya dikkat çeken Uzm. Psikiyatrist Dr. Anna Erdoğan, stresin bağışıklık sistemini zayıflatmasıyla kanserin tetiklendiğini anlattı. Dr.Erdoğan, “Kanseri etkileyen çevre, gıda, genetik gibi çok sayıda faktör var. Ama psikolojik faktörler de oldukça önemli. Son zamanlarda hayatımızın başköşesine yerleşen ‘stres’ faktörüne dikkat çekmek istiyorum. Stres yüzünden insan çok çabuk hastalanıyor. Kronik depresif oluyor, depresyona yatkınlık gelişiyor. Stres bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Kişinin kansere yakalanmaya daha yatkın olduğu söyleniyor. Size şunu sormak istiyorum: “Yabani hayattaki hayvanlar niye kanser olmuyor?” Av olmamak için sürekli kaçmak zorundalar, saklanmak zorundalar. Herhalde onların stresi bizden daha fazladır. Ama yabani hayvanlar asla kanser olmazlar. Evcil hayvanlar kanser olur. Onların stres faktörü ormandakilerle kıyaslanır mı? Hayır. Onlar gibi yaşam mücadelesi vermiyorlar. Evcil hayvanınızın her şeyine dikkat ediyorsunuz, özel gıdalarla besliyorsunuz. Peki bunda bir çelişki yok mu? İlginç bir araştırma var. Örneğin savaş zamanı kimse kanser olmuyor, kimse depresyona da girmiyor. Oysaki herkes yaşam mücadelesi veriyor. Tam bir kaos ortamı olmasına rağmen kimse kanser olmuyor. Bu da ilginç değil mi? Burada bir çelişki var. Örneğin devlet adamları, siyasetçiler veya büyük sorumlukları taşıyan meslek sahipleri kanser olmuyor da bir ev hanımı kanser oluyor. Stres kimde fazla? Stresi hayatının eksenine koymak, yaşanılan travmaları takıntı halinde sürekli yaşamak, duygusal sistemi alt üst eder. Stresle baş etmesini bilmeyenlerin kansere yakalanma riski daha fazladır. ” diye konuştu.

“Ruh ve beden birlikte hastalanır.”

10 yıldır kanser-stres bağlantısıyla ilgili dünyada yapılan araştırmaları incelediğini, birçok ülkedeki kanser kliniklerine giderek çalışmaları takip ettiğini ifade eden Dr.Erdoğan, ülkemizde yapılan psikiyatrik çalışmaların Avrupa seviyesinde olduğunu belirtti. Dr.Erdoğan, “Dünyada kanser ve stres konusunda neler yapıldığını araştırıyorum. Evet, stres bağışıklık sistemimizi etkiliyor. Şu gerçek ki kadınlar, erkeklere göre psikosomatik hastalıklara daha yatkın. Stres hayatımızda her an olabilir, normal, ama stresle yaşamaya devam edince hastalığa yatkınlık artıyor. Stresin yol açtığı hastalıklar; migren, ülser, gastrit, şeker hastalığı, trioit hastalığı, kalp enfaktüsü, ürtiker, astım, hipertansiyon birer Psikosomatik rahatsızlıktır. Stresin sürekli hal alması, bağışıklık sistemini çökertir ve hücre yapılarını etkileyerek kansere zemin hazırlar. Sonuçta ruh ve beden birlikte hastalanıyor.” dedi.

“Psikoterapi, depresyon ve kanser tedavisine katkı sağlar.”

Genetik yatkınlığı olmadığı halde kansere yakalanan kişilerin olduğuna dikkat çeken Dr.Erdoğan, kanser hastası bireylere bakan yakın çevrenin de depresyon riski ile karşı karşıya olduğunu vurguladı. Dr.Erdoğan, “Kanserli hastaya bakan bireylerin ve kanser kliniklerinde çalışan sağlık personelinin de psikolojik destek ve eğitim almaları kanserle mücadelede büyük avantaj sağlar. Hasta ve yakın çevresine, psikoterapi ve stresle başa çıkma yöntemlerinin aktarılması hem depresyon tedavisine, hem de kanser tedavisine katkıda bulunur.” şeklinde konuştu.

 

 

 


HABER İLE İLGİLİ RESİMLER

Başa Dön